|
Sıcağın kasıp kavurduğu bir yaz günüydü. Sıcağın etkisiyle elini, kolunu kaldıramayacak kadar pelteleşmiş vücuduyla bir yere yığılıp kalmıştı. Gerçekten sıcağın etkisi miydi, yoksa onu bu hale getiren biraz önce duyduğu cümleler miydi? Her ne olursa olsun kendinde ne düşünebilecek, ne de hareket edebilecek enerjiyi bulmakta güçlük çekiyordu. Dayanılmaz bir durumdu. Ne yapacaktı? Öylesine karışık, bir o kadar öylesine basit bir durumdu bu yaşadığı… Korkuyordu, belki kendinden belki de yaşayacaklarından. Aslında her şey çok anlaşılır bir biçimdeydi ama o kabul etmekte zorlanıyordu. Bir an olduğu yerden kalktı son enerji kırıntılarıyla… Kocası artık devam edemeyeceğini, bu evlilikten sıkıldığını söylüyordu. Bu cümleler bir uğultu gibi kulaklarını tırmalıyordu. Bu sabah sanki bir rüya görüyordu hatta rüyadan da öte kabustu bu yaşadıkları… Midesine adeta bir yumruk yemiş gibi hissediyordu. Boğazına düğümlenen ve konuşmasına engel olan o şeye ne demeliydi. Biliyordu konuşsa sesi titreyecek ve onun karşısında hiçbir şey söyleyemeden ağlamaya başlayacaktı.
Bu olayın yaşanacağı sinyalleri aylar öncesinde başlamıştı. Neden umursamaz davranmış, niye görmezden gelmişti? Kendine kızdı. Oysa artık birbirleri ile konuşamaz ve birlikte hareket edemez hale gelmişlerdi. Kocası konuşmak istediğini söylediğinde, hep bir işi oluyordu. Bir iki her seferinde onun yakarışlarını duymak istememişti ya da duymaktan kaçmıştı. Bir yandan da çocukların istekleri, iş, güç inanılmaz bir şekilde zamana yetişemiyordu. Hele ilk çocuk olduktan sonra bütün ilgisini ona vermişti. Yanlış bir şey yapmamak, onu en iyi şekilde yetiştirmek için her şeyi yapmıştı. Ardından ikinci çocuk olunca eşiyle aralarındaki mesafe daha da artmıştı. Onunda zaten işleri çok yoğundu, sabah akşam demeden koşuşturuyor ve hatta kimi zamanda eve gelmiyordu. Birbirlerini dinlemiyorlardı. Eskisi kadar tartışmıyorlardı bile… Sanki bir evin içinde iki yabancı gibilerdi. Onları birbirleri ile oturmaya zorlayan çocuklardı. Şimdi düşününce bunu daha iyi anlıyordu.
Biliyordu bunu yaşayacağını. Anlamıştı bundan kaçamayacağını. Belki terk etme cesaretini bulamamıştı kendinde. Ama kocası artık dayanamamış ve bu işin böyle devam etmesini istemiyordu. Mücadele etmek istemiyordu. Onunla tanıştıkları ilk günü hatırladı bir an. Gözünün önünden bir film şeridi gibi geçti yaşadıkları. Görür görmez aşık olmuşlardı birbirlerine… Hatta birbirleri ile evlenmek için nasıl da acele etmişlerdi. Aileleri karşı çıkmalarına rağmen onları dinlememişlerdi. Birlikte el ele verip, onları ikna etmişlerdi. Bir yandan üniversiteye devam edip, bir yandan da çalışmaya başlamışlardı. Ne sıkıntılı günler yaşamışlardı ama birlikte her sıkıntıyı aşmayı başarmışlardı. Ama şimdi bu sıkıntıyı aşamamışlardı ve aşmak için çaba da göstermek istemiyorlardı. Tamda her şeyi yoluna koymuş iken her şey alt üst olmuştu. Birbirlerine en kötü şartlarda bile saygılı davranmışlardı. Ama biraz daha birlikte zaman geçirirlerse biliyorlardı ki saygıyı da kaybedeceklerdi. Sevgi devam ediyor muydu o da bilinmez?
Bir an çevresindeki insanları düşündü. Ne diyeceklerdi? Endişe kapladı yüreğini, beynini. Ya çocuklar onlara ne cevap vereceklerdi? Düşünmesi bile kalbini sıkıştırdı bir an. Bir de tabii bu kadar alıştığı bir düzeni değiştirmek zorunda kalacaktı. Her şey böylesine alışmış bir şekilde devam ederken, bilinmezlik belirmişti. Tek başına kalacaktı. Yatağında yalnız yatacaktı. Oysa zaten yıllardır yalnız yatıyordu. Birbirlerine dokunmayalı çok zaman geçmişti. Bunları fark etmek istemeyip, yaşamlarına devam etmişlerdi. Bu konuşma açıkçası çok acıtmıştı canını ama bir yandan da farkına varmıştı pek çok şeyin. Biliyordu ne yapması gerektiğini, biliyordu nasıl baş edebileceğini!..
Evet pek çok insan evliliğinde yaşıyor buna benzer sorunlar. Görmezden ve duymazdan geliyor atılan çığlıkları… Çığlık büyüyüp koca bir feryada dönüştüğünde farkına varıyor pek çok şeyin. Sizde kendinizi ve evliliğinizi gözden geçirin, ufak çığlıkları dikkate alın ve mücadele edin şimdiden… Her şey tükenip bittikten düzeltmek çok zor bazı şeyleri.
|